Şubatın 23 ü 1985te Şişli İstanbul’da doğmuşum. Ebeveynlerim Türkiye’ye kesin dönüş yapmış olan, Almanya ya ilk tayfa giden işçilerden. Biraz karışık aile şeceresinde tek çocuk gözüksem de altı kardeşiz. İkamet İstanbul da, memleket ise Giresun; okul öncesi yaşlarda 4-5ay,okul döneminde de üniversiteye kadar en az 3ay hiç aksatmadan memlekette geçirmişimdir. Zaten bizim oraların havasını alan, toprağına basan memleketini bırakamaz.

     Lise hayatına kadar inek sıfatıyla tabir edilen öğrenci grubunda olmakla beraber, oyun oynamak (video oyunu yani ip atlamak falan değil oyundan kastım) dışında, futbol diğer bir hobimdi. Sülale ortamında her sohbette mutlaka siyaset konuşulurdu fakat benim lise dönemime kadar kimse bana herhangi bir fikir empoze etmedi hatta çok rahat apolitik yetiştirildiğimi söyleyebilirim. Lakin lisede bir arkadaşım vasıtasıyla tanıştığım ülkü ocaklarında aldığım seminerlerle şekillenmeye başlayan bir siyasi görüşüm vardı artık, neredeyse tüm sülale bana muhalifti artık ve bu büyük oranla da hala sürmekte.

    Liseden sonra ülkemiz gençliğinin büyük bölümünün yapmak zorunda olduğu gibi istemediğim bir bölümden üniversiteye girdim. Fizik rehabilitasyon isteyen ben işletme bölümünü seçmiştim ve Kocaeli üniversitesi de buyur gel deyince İstanbul Kocaeli arasında mekik dokumaya başladım.

    Lisede İngilizce derslerinin verdiği sıkıntıyla ve sıra arkadaşıma özenerek şiir yazmaya başladım ve hayatımda çok önemli yeri olan Ferda ( Göregen ) hocamın teşvikleriyle bu işi daha da ciddiye alarak devam ettim. Yazma işini fikir, deneme yazılarıyla ve ardından da siyasi, güncel yorum yazılarıyla sürdürdüm. Geçtiğimiz günlerde veda niyetiyle bıraktım yazmayı lakin bu öyle bırakılabilecek bir şey değilmiş, eliniz kalem tutuyorsa yazıyorsunuz, bırakmak hayal!

     Çok geç başladığım kitap okuma eylemi en değerli vakit geçirme aracım ama eskiden olduğu gibi hala video oyunlarıyla zaman geçirmeyi yozlaşmış tv kültürümüze tercih ediyorum.

     Şu sıralar mezuniyet öncesi son adımları atmakla beraber yöneleceğim mesleği seçmek adına önemli bir virajdayım. Akademik kariyer ya da kaymakamlık yollarından birisine, artık rızkımız hangisindeyse ona yöneleceğim inşallah.

    Yazmak hususunda durumum ise ilk bulduğum boş vakitte bir şeyler karalamak gibi bir düşünce var aklımda, bunun yanı sıra ciddi projeler de var düşündüğüm siyaset içerikli, Ülkücü Hareket adına gençlikle paylaşacağım fikirler var ve bunların yanı sıra elbet ki bir türlü yazamadığım tamamlayamadığım hikâye-roman çalışmalarım kendimce sürmekte.

     Şiir mevzusuna gelince açıkçası artık şiir için bir şeyler hissetmiyorum, yazar mıyım yoksa yazmaz mı, onu da tam kestiremiyorum. Nasıl ki lise hocamın teşvikiyle ısındıysam, üniversite hocalarımdan ünlü bir şairin yorumlarıyla da bu işten soğudum. Düşünce ve yazında her daim örnek aldığım Yusuf Ziya Gökalp in yolundan gidip halk için şiir yazmak fikrini sanat olarak görmeyen bu ünlü şairin elinde maneviyat ne kadar coşarsa coşsun o derecede sanat da şiir de halktan kopacaktır kanımca.

     İlk bulduğum boşlukta bu özgeçmişimi, biraz da alışık olmadığım bir tarzda yazıya döktüm, en kısa zamanda tekrar yazmak, sizlerle buluşmak dileğiyle.